Bugün 1986 Çernobil Faciasının 26. yıl dönümü.
Geçen yıl aynı gün gösterime giren Yağmurun Çocukları internet üzerinden yaklaşık 300 bin kişiye ulaştı ve çeşitli festivallerde gösterime girdi. Destek veren, emeği geçen herkese teşekkürler.
Bugün 1986 Çernobil Faciasının 26. yıl dönümü.
Geçen yıl aynı gün gösterime giren Yağmurun Çocukları internet üzerinden yaklaşık 300 bin kişiye ulaştı ve çeşitli festivallerde gösterime girdi. Destek veren, emeği geçen herkese teşekkürler.
Sevgi ve aşk yakın münasebetli kavramlar olsa da, büyük bir ayrılığı barındırıyorlar aralarında. Aynı kökten büyümüş bitkinin farklı iki dalı gibi kimine göre, kimine göre ise farklı coğrafyaların bitkileri.
Temel fizik bilgilerini en azından lisede görmüş olduğunuzu varsayarak(hiç olmadı mantığınız var), size aşk ve sevgi arasında gördüğüm farkı şöyle anlatabilirim.
Aşk, kalbimizin hissedebileceği maksimum hissiyat ise, ulaşabileceği azami seviyededir. Bunu, çıkabileceği en yüksek seviye(hmax)den serbest düşüş yapan bir cisime benzetebiliriz. Yani, aşk hissi, maksimum seviyede başlar ve zamanla daha aşağı bir seviyeye inmeye mahkumdur. Aşk, yok olmaya belki ama azalmaya mecburdur.
Sevgi, emek ürünüdür. Yatırım ister. Haybeden bahşedilmez. Gelip geçmez. Temellenir, filizlenir. Ne kadar sevebileceğimiz, ne kadar kendimizi sevdirebileceğimiz bize bağlıdır. Bunu da, fizikte sıfır seviyesinden atılan bir cisime benzetebiliriz. Ne kadar yükselebileceği tamamen bize bağlıdır, emeğimize bağlıdır.
Ben aşka pek güvenemem bu yüzden. Aşka aşığımdır, ama aşk bana umut vermez.
YAWN | http://weareyawn.com
YAWN means Yeah Awesome Wow Nice. YAWN is Annika and Sandra. We both studied graphic design and have been working together as freelance illustrators and graphic designers since 2009. We’re children of the 80s; we like illustrator, feltpens, watercolors, rainbow colors, handmade type, geometric forms and sneakers. We are influenced by music, pop, youth culture, fashion, 80s surf and skate design, high school movies (Brat Pack) and Hedi Slimane’s photography.
(Source: hanyakesendirian)
(Source: bendeseverim)
Boş bir oda, içinde bir dolu yalnızlık, dolu bir kafa.. Soluk bir pencere, kirlenmiş camlar, ardında soğuk bir hava, gözlerin daldığı gri uzaklar.. Soğuk eller, acıyan kirpikler, yorgun düşünceler.. Masada nemli kağıtlar, birikmiş kahve bardakları, yerde cam kırıkları, unutulmuş bir beden..
Bulutlar, hiç gitmiyorlar. Uzanıyor eller, dokunamıyorlar. Sevmiyormuş gibi yapıyorlar. Ölmemezlikten geliyorlar. Ondan başka hiçbir şey anlamıyorlar.
Büküyorlar dudaklarını, gülmüyorlar. Umursamıyorlar.
Uzaklara gidiyorlar, kendilerine geliyorlar. Karanlığa alkış tutuyorlar. Şarkı içip şarap söylüyorlar. Siyah kelebekler yakalayıp dans ediyorlar lacivert kırlarda. Dağıtıyorlar hayallerini. Kapatıyorlar gözlerini. Sanki uyuyormuş gibi.
Aslında çok özlüyorlar.
Laf geçiremediğin her hücrene çoktan işlemiş.
Bundan sonra asla demeye kalmadan bağlandığın.
Sikseler vazgeçemeyecek kadar çoktan çoktan alıştığın.
Midendeki kelebekleri gözlerinden taşırdığın.
En sinirli anında gelse gülücükler saçtığın.
Düşündükçe parmak uçlarına kadar uyuştuğun.
Ayaklarının artık yere değmediği anlarda pembe, mavi, yeşil bulutlarla uçuştuğun.
Tüm mimiklerini alıp saklamak istediğin.
Göğüs kafesinin uçacak kadar hafiflediği.
İmkansız olduğunu bile bile istemekten vazgeçemediğin bir şey.
Sonra;
Birden sertçe yere düştüğün.
Hiç durmadan düşündüğün.
Hiç durmadan üzüldüğün.
Hiç durmadan öldüğün.
Günden güne küçüldüğün.
Artık, göğüs kafesinde taşıyamayacağın kadar ağır gelen.
Bir şey..
It’s Never Too Late by reka sara on Flickr.