(Source: bendeseverim, via ucanpembefil)
Laf geçiremediğin her hücrene çoktan işlemiş.
Bundan sonra asla demeye kalmadan bağlandığın.
Sikseler vazgeçemeyecek kadar çoktan çoktan alıştığın.
Midendeki kelebekleri gözlerinden taşırdığın.
En sinirli anında gelse gülücükler saçtığın.
Düşündükçe parmak uçlarına kadar uyuştuğun.
Ayaklarının artık yere değmediği anlarda pembe, mavi, yeşil bulutlarla uçuştuğun.
Tüm mimiklerini alıp saklamak istediğin.
Göğüs kafesinin uçacak kadar hafiflediği.
İmkansız olduğunu bile bile istemekten vazgeçemediğin bir şey.
Sonra;
Birden sertçe yere düştüğün.
Hiç durmadan düşündüğün.
Hiç durmadan üzüldüğün.
Hiç durmadan öldüğün.
Günden güne küçüldüğün.
Artık, göğüs kafesinde taşıyamayacağın kadar ağır gelen.
Bir şey..
(via ezgininblogu-deactivated2012050)
Yatağa çorapsız yatmalıyım ve dudaklarımı kemirmekten vazgeçmeliyim dedim kendi kendime. Düşündüm de, ne çok şey vardı yapmamam gereken. Oysa hep yapmam gerekenlerden çekinip yakındığımı sanırdım. Olmaması gerekenler daha fazlaymış, daha ağırmış sorumluluklarımdan meğer. Gözümde büyüyor adeta, öyle zor ki, hep terk edilmekten korktum. Bir gün yapmamam gereken her bir alışkanlığım, onlardan vazgeçtiğimde terk etmiş olacak beni. Bir daha uğramayacak. Sanki sonu olmayan bir hikaye yazıyor gibiyim durmadan. Bırakmamayı isterdim, yarı yolda. Her şeye rağmen bir gayret devam edebilmeyi isterdim. Yapamadım. Yapamam… Düpedüz cesaretsizim. Ya da her şeyin önüne dizdiğim bahanelerimdeki gibi, yorgunum. Yapabilseydim belki şuan ikimiz için de daha farklı olacaktı her şey. Belki daha boktan bir hal alacaktı. Biliyor musun, sensizliği hiç sen yokken düşünmemiştim. Ne zaman bir gün olmayacağın geçse aklımdan, gözlerinin içine bakıyor olurdum. Keşke seni en çok seven ben olmasaydım… Şimdi uyuyor huzur. Hani düşün, tırnağı kırılan bir kadın gibi mutsuzum ben.
(via ezgininblogu-deactivated2012050)
Biliyor musun bugün benim doğum günüm?Belki de bilmiyorsun değil mi?Bazen bir boşluğa düşmek oluyor da o boşlukta takılı kalmak da neyin nesi?Karanlıkların dibinde ya da manasında seni bulmak tamam da seni görememek neyin nesi?Yoksun.Yerlere vursam, çiğnesem adını ya da göklere çıkartsam seni, öpsem,öpsem..Yoksun.Gözlerini gömsem kalbime,kalbimi alsam ıssız bir ormanda bıraksam ya da koşsam ardından,kuş sürülerine karışsam,kokunu duysam imbatta.Yoksun.Küfretsem sana ağız dolusu,dünyanın en şerefsiz insanlarını bile şerefli kılsam yanında ya da alsam seni,Tanrım yapsam,tapsam,tapsam,yalnız sana inansam.Yoksun.Ellerin yağmurların yağdığı,saçların rüzgarların taradığı,gözlerin gözlerimin yatağı,ya gamzelerin..Yoklar.Cümlelerin,harflerin,sıcaklığın..Yoklar.Neredesin sevgili,nerede o hiçbir yere yakıştıramadığım gölgen?Sus.Cevap verme.Biliyorum,yoksun.
YAWN | http://weareyawn.com
YAWN means Yeah Awesome Wow Nice. YAWN is Annika and Sandra. We both studied graphic design and have been working together as freelance illustrators and graphic designers since 2009. We’re children of the 80s; we like illustrator, feltpens, watercolors, rainbow colors, handmade type, geometric forms and sneakers. We are influenced by music, pop, youth culture, fashion, 80s surf and skate design, high school movies (Brat Pack) and Hedi Slimane’s photography.
(via designaemporter)
(Source: hanyakesendirian, via ucanpembefil)
Boş bir oda, içinde bir dolu yalnızlık, dolu bir kafa.. Soluk bir pencere, kirlenmiş camlar, ardında soğuk bir hava, gözlerin daldığı gri uzaklar.. Soğuk eller, acıyan kirpikler, yorgun düşünceler.. Masada nemli kağıtlar, birikmiş kahve bardakları, yerde cam kırıkları, unutulmuş bir beden..
Bulutlar, hiç gitmiyorlar. Uzanıyor eller, dokunamıyorlar. Sevmiyormuş gibi yapıyorlar. Ölmemezlikten geliyorlar. Ondan başka hiçbir şey anlamıyorlar.
Büküyorlar dudaklarını, gülmüyorlar. Umursamıyorlar.
Uzaklara gidiyorlar, kendilerine geliyorlar. Karanlığa alkış tutuyorlar. Şarkı içip şarap söylüyorlar. Siyah kelebekler yakalayıp dans ediyorlar lacivert kırlarda. Dağıtıyorlar hayallerini. Kapatıyorlar gözlerini. Sanki uyuyormuş gibi.
Aslında çok özlüyorlar.